AY – YILDIZ’IN TARİHİ HAKKINDA Semavi Eyice

AY – YILDIZ’IN TARİHİ HAKKINDA

Semavi Eyice

Çok yıl önce Türk denizcilik tarihçisi rahmetli Fevzi Kurtoğlu, Türk bayrağı ve ayyıldız hakkında ufak bir araştırma yapmış, sonraları bunu daha geliştirerek, bol resimli bir kitap halinde bir daha bastırmak imkanını bulmuştur.






Bu kitapta Türkiye’nin resmi alâmeti olan ay-yıldızın ayrı ayrı tarihçesi tespite çalışıldıktan başka, önce Osmanlı Devleti’nin sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nin alâmeti olan ayyıldızın bugüne kadar geçirdiği gelişme üzerinde durulmuş­ tur. Fakat içindeki malzemenin zenginliğine rağmen, F. Kurtoğlu’- nun kitabında ayyıldız’ın bir arada Osmanlı devletinin resmî alâmeti olarak ilk defa ne vakit kullanıldığına dair yeterli bilgi bulunmaz. Türk tarihini yakından alâkadar eden bu millî sembolümüzün ilk olarak hangi tarihe doğru, ortaya çıktığına dair gözümüze çarpan ufak notları burada sıralamayı faydalı bulduk. Yalnız ay, yani hilâl, Osmanlı devrinde sancaklarda, ve çeşitli başka yerlerde, âlemlerde ve tuğların gönderlerinde kullanılan bir alâmettir3. Fakat bunun önüne bir yıldız konulması nispeten yenidir.

Önceleri bu yıldız, çok şualı bir rozet biçiminde oluyordu. Onun değişerek şimdiki beş uçlu bildiğimiz şekli alması çok yenidir. Hatta Cumhuriyet devrinin ilk yıllarında bile belirli bir nizama uymaksızın yapılan ay ve yıldızların bayrakları süslediği eski fotoğraflarda görülür4. Osmanlı devleti on dokuzuncu yüzyılda, resmi alâmet olarak iki tarafı Sancaklı, çeşitli silâhlarla donatılmış ve resmi dairelerin çoğunda cephelerinde hâlâ görülen armayı kabul etmiş olmakla beraber ay – yıldız da devlet sembolü olarak resmî binalarda yer alıyordu. İsrail’de Tantura’da Eski Eserler Müdürlüğünün Sualtı Araştırma Kurumu’ndan J. Galili idaresinde Shelley Wachsman ve KurtRaveh tarafından yapılan araştırma sonunda çeşitli silâhlar ve gülleler ile beraber iki de top bulunarak karaya çıkarılmıştır.

Bu toplardan biri temizlendiğinde onun bir Türk topu olduğu görülmüştür. Namlusunun üst yüzünde bir tuğra ile ay – yıldız alâmeti kabartma olarak işlenmiş olan bu topun böylece Türk eseri olduğunda hiç bir şüphe kalmamaktadır. İsrailli arkeologlar buldukları çeşitli silâhlar hakkında yaptıkları araştırmalar sırasında, Napolyon’un Akkâ seferi hakkında bilgi veren Louis – Alexandre Berthier’nin yazdığı bir notu tesbit etmişdirler. Buiıa göre Napolyon Yafa’da ganimet olarak, ele geçirdiği Türk toplarını kalenin muhasarasında kullanmak üzere Akkâ önüne getirtmişti. Fakat 1799 yılının 20 Mayısında Akkâ’da bir başarı elde edemeyen ve askerlik hayatının ilk mağlubiyetini gören Napolyon geri çekilmeğe karar vermişti. Amiral Perrée kumandasında Fransız donanması da Tantura önünde ricati desteklemek, üzere demirlemişti. Fransızların götürmekten vazgeçtikleri silâh ve malzeme Tantura önünde denize atılmıştı.

Bunlar yirmi top idi. Beş adet çok ağır muhasara topundan ikisi ise acele kıyıda kuma gömülmüş ve 22 Mayıs günü Nâpolyon Tantura’dan ayrılmıştı. Yeteri kadar hayvan olmadığından toplan bırakmak zorunda kalan Bonaparte, elindeki Türk toplarından sadece hafifleri beraberinde götürmüş ve ağırlarım Tantura sahilinde denize attırmıştır. Öyle anlaşılıyor ki, namlusu üzerinde ayyıldız olan top, 1799’da Fransız ordusunun denize attıklarından biridir. Şimdi bu top diğerleri ile Nahsholin Kibutz’unda Deniz ve Bölge Arkeolojisi merkezinde muhafaza edilmektedir.

1799’da denize atıldığı böylece açıkça anlaşılan bu topun üzerinde en eski şekilleri ay ve yıldız bir arada bulunmaktadır. Bu duruma göre Türk toplarının üzerlerinde en geç olarak ay – yıldız alâmeti Sultan III . Selim (1789 -1808) yıllarında mevcuttur. Nitekim İstanbul Askeri müze’de ve Rumelihisarı önünde teşhir edilen toplardan bazılarında da aynı alâmeti görmek mümkündür. Tantura’ da bulunan topun üzerindeki tuğra okunmaya çalışılmadığı gibi, makalede bir fotosu da olmadığından kime ait olduğu anlaşılamamakta, dolayısıyla ay – yıldızlı topun kimin zamanında dökülmüş olduğu öğrenilememektedir. Fakat her halükârda en azından 1799’dan bir kaç yıl önce olmalıdır. İstanbul’da Rumelihisarı önünde duran tunç toplardan birinin de namlusunun uç kısmında ay ve yıldız kabartması olduğu gibi, baş kısmında da tuğra ile birlikte tunca oyularak yazılmış bir yazı ve gayet açık surette belirli H. 1217 (= 1802/03) tarihi vardır (Res, 2-4). Sermed Muhtar [Alus] m 1920’de basılan Askerî Müze kataloğunda ise IH. Selim’in H. 1214 (= 1799 -1800) tarihli bir topu olduğu bildirilmektedir. Bu toplar Filistin’de Tantura’da bulunanlardan daha geç tarihlerde döküldüklerine göre, bu çeşit silâhın üstüne ay ve yıldız alâmeti işlemek artık yaygınlaşmış demektir. İstanbul’da Başbakanlık Arşivinde, Hatt-ı Hümayunlar arasında no. 14553’de bulunan bir vesika, ay-yıldız’ın bir arada Devlet alâmeti olarak resmen kullanıldığını ve bunun III . Selim devrinde olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek surette gösterir8. Bu vesika ile birlikte olması gereken dört resim ise çıkmamıştır. .Vesikanın üzerinde tarih yoktur. Arşiv tasnif edilirken önce bu yazının tarihi olarak H. 1223 (= 1808) yazılmış, sonra bu düzelterek, H. 1208 (= 1793/94) kaydedilmiştir. Gayet tabiidir ki bu tarih bir tahminden ibarettir..

Bu vesikada Tophane ve Top arabacıları nâzırı Reşid Mustafa Efendi kaleme aldığı takririnde, sür’at toplarının ıslahı gerektiğini bildirerek, Avusturya (Nemçe), İngiltere ve Fransız toplarının daha hafif olduklarına işaretle bizdeki topların da daha hafif dökülmeleri lüzumuna işaret etmektedir. Bu takrir (Önerge) Sadrâzama takdim edilmiş, o da bir derkenar yazarak Padişaha sunmuştur. Bizim için çok ügi çekici olan, bu takririn bir köşesine Padişah’m yazmış olduğu nottur : ‘ «Benim Vezirim, Takdir mucibince Fransakârî mişillü isâğa oluna ve üzerlerine tuğradan ma’da ağzına karip mahalle hilâl şekli ile bir yıldız resm oluna arabaları dahi mukaddem verdiğimiz nizam gibi resimli ve rengi gayet intizamla olsun, ve ohra ile boyansün ye topların eğesi gayetle ince olub cilâları altın gibi parlasun». Böylece ay ve yıldızdan meydana gelen Devlet sembolünün hiç değilse toplar üzerinde yer almasının resmileştiği anlaşılmaktadır. İstanbul’da Deniz Müzesinde olan Tersane-i Amire Emini Osman Mendi tarafından takdim edilen H. 18 Zilkade 1207 (= 1793) tarihli bir buyrultuda donanma kalyonlarına çekilecek sancakların al renkte olması ve üzerinde beyaz ay ve yıldız bulunması öngörülmüş­ tür: «Tersane-i Amire emini saadetlû Osman Mendi hazretlerinin takdim eyledikleri defter güna bir kıt’a memhur takrirleri mefhumunda Donanma-i Hümâyun kalyonlarının sancakları badezemin kırmızı şahdan ve ortalarına alâm için ay ve yıldız resimleri imâli, irade-i mülükâne olmaktan nâşi…»9. 1957 yılında Sivas’a yaptığımız bir seyahatte, Güdük minare denilen Eretna oğullarına ait türbenin karşısında olan eski bir Türk konağının saçağında sıva üzerine yapılmış süsleme arasında topların üzerindeki ay-yıldız’ın benzeri alâmeti ile H, 1211 (= 1796/97) tarihini görerek not etmiştik. Bu yazımızı hazırlarken Sivas’da öğretim üyesi Dr. Hakkı Acun ricamız üzerine yerinde yaptığı arâştırmâda konağın bir kısmının hâlâ durmasına karşılık, büyük bir bölümünün yıktırılmış olduğunu ve ay – yıldız ile tarihin görülemedi­ ğini bize mektupla bildirdi. Maalesef elimizde bir fotoğrafı bulunmayan fakat not defterimize kurşun kalemle bir resmini çizdiğimiz bu ay – yıldız’ın III. Selim yıllarında Osmanlı Devleti’nin işareti, olarak Sivas gibi Anadolu’nun uzak bir şehrinde artık tanındığını ve böylece yaygınlaşmış olduğunu göstermektedir (Res. 7, 8)




Fakat bunların dışında ay ve yıldız alâmetinin kullanılması hususunda Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi (öl. 1787) ’nin şimdiye kadar bilinen elyazma tek nüshası Topkapı Sarayı kütüphanesi, Hazine kısmı no. 1565’de bulunan Mecmua-i Tevârih- adlı eserinde bir not ile karşılaşılır, var. 85/â’da şu kayıt bulunmaktadır (Res. I ) 10: «Hüdâvendigâr-ı esbâk Sultan Mustafa Han Sâlis zamamna gelince Pâdişâhân-ı eslâf âlât-ı seferiyye ve edâvât-ı ceng ü cidâldan ola top-ı gülle kûb isti’mâl olunüb Topçular Ocağında rîhte olan musanna* topların ve gerek Sakız’ın feth-i sânisinde îcâd olunan kebîr topların kalıbına Sultân-ı zaman bulunan Pâdişâh-ı âlempenâhın ism-i sâmisi ve sâl-i nâmisi dahî resm olunub, lâkin tuğra-yi Garrâ-yi Hümâyûn resm olunmamış idi. Sultan Müşârinüleyhin zamân-ı sa‘diktirânında Françe Devleti’nden zuhûr iden Hezârfenn-i Frenk Beyzade nâm Kont (?) ma’rifetiyle top dökmek ve sonra derûnunu delüb tahliye eylemek emrinde nice san’at-ı ta’lîm ve teshil ü tefhim idüb muhassanât-ı ma’ârifden olub Devlet-i Osmaniyye’ye mahsûs olan Nişân-ı Şerif-i Âlişânm dahî resm’ olunması müstahsin olmağla «Tevkiu’ş – Şer sene 1187» tarihinde mezbûr tuğra-yı zîbâ dahî resm-i imlâ, ölünmüş idi. Hâlâ Sultan-ı zamân Abdülhamid Han hazretleri dahî resm-i mezbûri ibkâ ve istihsân buyurmağla Kanûn-ı Umûr-ı Sâ’ire gibi o dahî âdet-i bâkiye olunduğu bu mahâlle kayd ile mâşâ’ ullah yâdigâr-ı devrân, ber-güzâr-ı ihvân kılınmıştır». Ayvansaraylı Hüseyin Efendi, açık olarak ay ve yıldızdan bahsetmez ise de, topların üzerlerine «Sultân-ı zaman bulunan Pâdişâh-ı âlempenâhın ism-i sâmisi ve sâl-i nâmisi» yâni kısacası tuğrası işlenirken, Frenk Beyzâde’nin döktürdüğü yeni toplarda «Devlet-i Osmaniyye’ye mahsus olan Nişân-ı Şerif-i Alişan’ın» da. konulması usulden olmuştur dediğine göre, bu Nişân-ı şerif ancak ay-yıldız olabilir.

Bu kayıttan anlaşıldığına göre Sultan III . Mustafa (1757 -1774) nın zamanında Türk hizmetindeki bir yabancının (Hezârfen Frenk Beyzâde) döktüğü topların üzerlerine H. 1187 (= 1773/74) tarihin de bu âlâmeti koyması usulden olmuş ve bu gelenek I. Abdülhamid (1774 -1789) zamanında da devam ettirilmiştir. Bu bilgiyi kayd eden Ayvansaray’lı Hüseyin Efendi H. 15 Ramazan 1201 = 1 Temmuz 1787’de vefat ettiğine göre, III. Selim (1789 -1807) yıllarındaki tatbikatı görmemiştir, Onun bahsettiği ve topları ıslâh ettiğini belirttiği Hezarfen Frenk Beyzade ise Osmanlı ordusunu ıslâh etmek üzere bir süre Türk hizmetinde çalışan Macar asıllı olmakla beraber Fransızlaşmış bir uzman olarak Fransa’dan gelen Baron François de Tott (1733-1793) olmalıdır. 1757 -1763 yılları arasında İstanbul’daki Fransız elçiliğinde görevli bulunan, 1767’de Kırım’a Fransa konsolosu olarak gönderileri, Sultan III. Mustafa tarafından Osmanlı ordusunu yenileştirmek, bilhassa istihkâm ve topçuluğa yenilikler getirmek üzere İstanbul’a davet edilen Baron de Tott13, Boğazlarda da bazı istihkâmlar yapmış, 1770’de Kont Orloff’un komutasındaki Rus donanmasının Çanakkale boğazından geçişini engellemiştir. Fakat-hizmetlerinin takdir edilmeyişine üzülerek Fransa’ya dönmüş, Büyük. İhtilâl başlayınca 1790’da buradan ayrılarak Macaristan’a göç etmiş ve 1793’de orada ölmüştür. Şu halde Baron de Tott’un Türk hizmetinde olduğu yıllarda yâni 1768 -1774’e doğru hilâl-yıldız âlâmeti topların üzerlerine konulmağa başlamış ve bu usul, hızla gelişerek 1790 yıllarında iyice yaygınlaşmıştır. O kadar ki, Chicago’da The Art Institute’e Burbon J. Berry koleksiyonunda olan ve 18. yüzyıl eseri, olarak tarihlendirilen eski bir Türk işlemesinin üzerinde kalyonlar resmedilmiş, yukarıda ise, tarif ettiğimiz tipde ay ve yıldızlar işlenmiştir (Res. 5) . Bu arada bazı eski kâğıtlarda su damgası olarak ay ve yıldız motiflerinin de kullanıldığına burada işaret edebiliriz (Res. 6, 17).



Bu yazı Sayın Semavi Eyice  tarafından yazılan AY – YILDIZ’IN TARİHİ HAKKINDA başlıklı makalesinin bir kısmını içermektedir

MAKALENİN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

Bir Cevap Yazın